Примеры использования: balloon

I want my balloon.
Ben balonumu istiyorum.
What crashed in that field was a constant-level balloon train.
Oraya düşen şey bir balondu.
Ain't that a pretty little balloon, boy?
Çok güzel bir baloncuk değil mi evlat?
they balloon.
Kendi balonlarını yaptılar.
Without the balloon, what is she?
O balonu olmasa ne ki?
And a balloon wall, really?
Ve balon duvarı, gerçekten mi?
Then we saw the balloon and um your husband stopped again and ran to help.
Sonra balonu gördük ve kocanız durup yardım etmek için koştu.
- Well, it was-it was like a big, shimmering, shiny balloon thing with a big eyeball.
Büyük, yanar döner gibi, parlak balona benzeyen, tek büyük bir gözü olan bir canavar.
"I can sublet his apartment" - the words still hang in the air like in a balloon...
"Dairesine taşınabilirim" kelimeleri baloncuk içinde havada asılı kaldı.
- That was my balloon.
- O benim balonumdu.
Only a bit for a balloon.
Balon için biraz.
Haven't you ever thrown water balloons off the roof?
Hiç çatıya çıkıp su baloncukları yapmadın mı sen?
It's to his balloon.
Balonuna giden harita.
Just let go of his balloon.
Küçük bir çocuk, balonunu elinden kaçırmış gibi.
Exactly as the weather balloon foretold.
Tam olarak iklim balonunun da dediği gibi.
So your balloon burst, too?
Sizin balonunuz da patladı, ha?