Примеры использования: annoyance

It seemed like E Company was an annoyance to him.
Görünen o ki, E Bölüğü onun için bir sıkıntıydı.
"Your annoyance is phony."
"Senin sıkıntın yapmacıktır."
What's one more annoyance?
Bir sıkıntı daha olmuş, çok mu?
Ah - an annoyance nothing more, but they must be silenced before they can give the alarm.
- Ufak bir sıkıntıdan fazlası değil ama diğerlerini uyarmadan önce susturulmalılar.
Either way, he's more than just an annoyance now.
Her iki durumda da, sıkıntıdan fazlası.
I... might be an annoyance to you, but... rather than just classmates...
Ben size sıkıntı verebilir ama siz benim için sadece sınıf arkadaşı değil...
I concealed my annoyance with masterly self-control, but I sensed a situation which would bear watching.
Rahatsızlığımı kendimi ustaca bir gayretle tutarak gizledim ancak yakından izlenmesi gereken bir durumun geliştiğini sezinledim.
Please forgive this annoyance.
Lütfen verdiğimiz rahatsızlığı mazur görün.
Oh, I'm sorry to be such an annoyance.
- Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim.
You are a source of constant annoyance to me, Turval but only because you're right more often than you're wrong.
Benim için bir rahatsızlık kaynağısın, Turval ama bunun sebebi genellikle haklı çıkman.
- No, I don't want to be an annoyance.
-Hayır, rahatsızlık vermek istemem.
That's all I am feeling is a... is a very high level of annoyance.
Hissettiğim bu, üst seviye bir rahatsızlık.
Conversation is an annoyance within an indulgence...
Konuşma rahatsızlıkla karışık bir haz veriyor.
Now that you've accomplished your task, you're just a petty annoyance.
Şimdi görevini tamamladın, küçük bir rahatsızlıktan başka bir şey değilsin artık.
The grand is like an annoyance tax.
Binlik, "verdiğiniz rahatsızlık" vergisi içinmiş.
I'm feeling annoyance and frustration, but also tolerance.
Kızgınlık ve sıkıntı hissediyorum, ama aynı zamanda toleranslı.