Примеры использования: aggravate

The artist is serving two consecutive life sentences for aggravated homicide.
Ressam, cinayetten ötürü ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış.
Well, there's no reason to go out of your way to aggravate it.
Emir dışına çıkıp onu sinirlendirmek istemezsin eminim.
Remind me not to aggravate you when you're armed.
Elinde bir silah varken seni kızdırmamayı bana hatırlat.
Acting fairly... and impartially, this panel finds the defendant... guilty of first degree murder... under aggravated circumstances.
Bu jüri heyeti adaletli ve tarafsızsa davalıyı ağırlaştırılmış koşullar altında birinci derece cinayetten suçlu bulmuştur.
Try not to aggravate her.
Onu sinirlendirmemeye çalış.
Don't aggravate me with questions.
sorularınla beni kızdırma .
I am not moving forward with the aggravated identity theft.
Ağırlaştırılmış bir kimlik hırsızı ile ileriyi düşünmüyorum.
Cats aggravate emphysema, Carolyn.
Kediler nefes almayı kötüleştirir, Carolyn.
As long as she's not exposed to anything that can aggravate her allergy, she'll be fine.
Alerjilerini şiddetlendirecek bir şeye maruz kalmazsa iyileşecek.
Well, all the tests that we ran yesterday, they can aggravate the area.
Dün yaptığımız tüm o testler o bölgeyi kötüleştirmiş olabilir.
and the vickers street aggravated assault?
Vicker Sokaktaki ağır saldırı olayı?
Your outrageous pillage has greatly aggravated his dropsy.
Sizin korkunç soygununuz hastalığını şiddetlendirdi.
Do you want to aggravate your old injury?
Eski sakatlıklarını kötüleştirmek mi istiyorsun?
Well, kidnapping, aggravated assault.
Adam kaçırma, ağır cezası vardır.
Why'd you let your father aggravate you like that?
Babanın seni böyle sinirlendirmesine niçin izin veriyorsun?
Don't aggravate him