Примеры использования: acute

Edema was acute.
Ödem akuttu.
PUTTING SOMEONE IN THE FIELD WITH ACUTE SENSITIVITY TO SOUND WOULD BE A MISTAKE.
Sese aşırı duyarlı birini sahaya sürmek hata olur.
Acute, helix...
Sivri uçlu helezon...
Acute viral nasopharyngitis?
Akut nazofarenjit mi?
Acute deterioration of organ tissue, depleted immune systems.
Organ dokularında aşırı çürüme, bağışıklık sistemlerinde çökme...
Certainly not for acute anxiety.
Kronik endişe için asla.
I'm afraid you have a case... of acute radiation poisoning, Mr. Scioscia.
Korkarım şiddetli bir radyasyon zehirlenmesi sorununuz var Bay Scioscia.
It's buried, but bears have an extremely acute sense of smell and can sniff out a meal even if it's beneath the wet sand.
Bunlar gömülüdür; ancak ayıların çok keskin koku alma duyuları vardır ve ıslak toprağın altında bile olsa onları bulurlar.
He's got acute back pain, but no causa equina signs.
Şiddetli sırt ağrısı var ama kauda ekina işareti yok.
Your hearing must be very acute.
Duyuşunuz çok keskin olmalı.
What has he got, acute wimping out?
Ne hastalığıymış, kronik ödleklik mi?
If Raj dies, it'll be from frostbite, gangrene, acute sunburn or being ripped to shreds by a 1500-pound polar bear.
Eğer Raj ölecekse donarak, kangrenden, şiddetli güneş yanığından veya 650 kiloluk bir kutup ayısı tarafından paramparça edilerek ölebilir.
The Samurai's senses are too acute.
Samuray'ın duyuları çok keskin.
What about acute pericarditis?
Akut perikardite ne dersiniz?
So I'm a sad loser with acute daddy issues.
Baba tarafından aşırı sorunlu zavallı bir eziksem ne olmuş?
Are you suffering from acute amnesia?
Kronik hafıza kaybı yaşıyor olmalısın?