Примеры использования: acclaim

- It is I who have won your acclaim!
- Beğenilerinizi kazanan bendim!
I received acclaim and a new stature amongst the parents of my peers.
Alkışlandım ve ailedeki akranlarıma karşı bir itibarım oldu.
This fame and thin acclaim, were means to an end.
Bu nam, söhret ve övgü amaca ulastiran birer adimdir.
To raise when people acclaim me.
Beni alkışlayanlar için kullanıyorum.
There's people applauding, there's light bulbs flashing, and acclaim.
Alkislayan insanlar, parlayan isiklar, ve ovguler.
- To acclaim and wish God's speed to Senator Jefferson Smith.
Senatör Smith'i alkışlayıp, Tanrı'nın onunla birlikte olmasını dilemektir.
Maybe it's not about acclaim with him.
Belki de konu alkışlarla ilgili değildir.
Then why all this acclaim?
O zaman tüm bu övgü neden?
She never got the acclaim that she deserved.
Hak ettiği alkışı hiç alamadı.
I want them to drool with awe... to acclaim you, for I would see you happy.
Korkuyla saçmaladığım için onları istiyorum... sizi övmek için, sizi mutlu etmek için.
Don't start chasing applause and acclaim.
Sakın alkış ve tezahürat peşinde koşma.
And believe me, you've gathered some acclaim, but no matter what transpired here today, we're your friends
ve inanın bana, gerçekten çok övülüyorsunuz, bugün burada ne olduğunun önemi yok, biz dostuz.
He should be seeking out acclaim.
Alkışları duymak istiyor olmalı.
Yet after all the celebrity and acclaim, what were you?
Ama onca üne ve övgüye rağmen neydin gerçekte?
One of his claims to fortune, or to acclaim, was that he had fixed the 1919 world series.
Yaptığı şeylerden ona servet kazandıracak veya alkışlanacak olanı 1919 dünya serisine rüşvet karıştırmak oldu.
This avaricious hunger for money and acclaim.
Para ve alkış için olan bu paragöz açlık.