Примеры использования: ability

The ability to walk?
Yürüme yeteneği?
Lost the ability to speak.
Konuşma yetisini kaybetmiş.
But ability isn't always enough.
Ama kabiliyet her zaman yeterli olmaz.
But, you know, dying can also do a number on your ability to think.
Ama ölmek de düşünme kapasiteni etkileyebilir.
You might not think you have the ability, but, uh, believe me, you were... you were carefully selected.
O yeterliliğe sahip olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama inanın bana dikkatli bir biçimde seçildiniz.
We need that ability.
- Bu yeteneğe ihtiyacımız var.
The ability?
Yeti mi?
His ability to create white blood cells has been completely destroyed.
Akyuvar üretme kabiliyeti tamamen ortadan kaybolmuş.
I thought it was your parenting skills, your ability to mold and shape gently.
Ben ebeveynlik becerileriniz olduğunu düşünmüştüm kibarca biçimlendirme ve şekillendirme beceriniz.
Well, that ability makes me sick.
Bu özellik beni bitiriyor.
He is questioning my ability as a parent.
Yani bir ebeveyn olarak benim yeterliğimi sorguluyor.
Ability to do anything...
Her şeyi yapabilme gücü...
a climate that will drown our coastal cities and wreak havoc on the environment and our ability to feed ourselves.
Sahil şeritlerindeki şehirlerimizi sel altında bırakacak çevreyi yıkıma uğratacak ve beslenme imkanımızı yok edecek bir iklim bu.
Charters jeopardize our ability to organize, which is reason enough.
Sözleşmeli okullar organizasyon becerimizi tehlikeye atacak, bu yeterli bir sebep.
I mean, Michael's gift is his ability to forget.
Michael'ın özelliği de çabuk unutması.
I want you to pass, so we can all get back to work confident in your abilities.
Testi geçmeni istiyorum böylece hepimiz senin yeterliğinden emin çalışabiliriz.